11 Eylül 2001 günü Amerika Birleşik Devletleri'nin iki büyük kentine karşı düzenlenen ve on binlerce masum insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olan terörist saldırıları, bir Müslüman olarak şiddetle lanetliyor ve Amerikan halkına başsağlığı diliyoruz. Bu saldırılar, terörün gerçek kökeni ile ilgili çok önemli bir konuyu dünya gündemine getirdi. Ve bu vesile ile İslam'ın barış ve hoşgörü dini olduğu, insanlara merhameti ve adaleti emrettiği bütün dünyaya yaygın olarak duyurulmuş oldu. Birçok dünya lideri, önemli basın yayın kuruluşları, televizyonlar, radyolar defalarca gerçek İslam'ın şiddete hiçbir şekilde izin vermediğini, daima insanlar ve toplumlar arasında barışı emrettiğini kendi topluluklarına anlattılar. İslam dinini yakından inceleyen ve Allah'ın Kuran'da emrettiği gerçek İslam dinini tanıyan Batılı çevreler İslam ve terör kelimelerinin birarada bulunmasının kesinlikle mümkün olmadığını, ilahi dinlerin hiçbir şekilde şiddete izin vermediğini tüm açıklığıyla ortaya koydular.
Bu kitabın konusunu da, lanetlendiğimiz bu vahşetin kaynağının kesinlikle ilahi bir din olmadığı, özellikle İslam'da teröre yer bulunmadığı gerçeği oluşturmaktadır. İslam dininin yegane kaynağı olan Kuran'da ve başta Peygamberimiz Hz. Muhammed olmak üzere tarih boyunca yaşamış tüm Müslüman yöneticilerin uygulamalarında bu gerçek tüm açıklığıyla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle de bu kitapta Kuran ayetlerinin ışığında ve tarihten örneklerle İslam'ın terörü yasakladığını ve haram kıldığını tüm delilleriyle ortaya koyacağız.
Bilindiği gibi, asırlardır dünyanın farklı bölgelerinde çeşitli terör eylemleri gerçekleştirilmektedir. Her biri farklı gruplar tarafından ve farklı amaçlarla yapılan bu eylemler kimi zaman komünist bir örgüt, kimi zaman faşizan bir grup, kimi zaman da radikal ya da ayrılıkçı çevreler tarafından üstlenilmektedir. Amerika gibi ülkeler sık sık ırkçı ve marjinal terör grupları tarafından gerçekleştirilen saldırılara hedef olurken, Avrupa ülkelerinde, çeşitli terörist gruplar tarafından şiddet eylemleri düzenlenmektedir. Yunanistan'da 17 Kasım, Almanya'da RAF, İspanya'da ETA, yine Almanya'da neo-Naziler, İtalya'da Kızıl Tugaylar ve daha pek çok örgüt terör ve şiddet yöntemiyle seslerini duyurmaya çalışmakta, hiçbir suçu olmayan, savunmasız insanları vahşice katletmektedirler. Gelişen ve değişen dünya koşulları ile birlikte terörizm de değişiklik göstermekte, gelişen teknolojiye bağlı olarak elde ettiği yeni imkanlarla etkisini ve gücünü her geçen gün artırmaktadır. Özellikle de internet gibi kitle iletişim araçlarının etkisiyle terör faaliyetlerinin alanı ve etkisi daha da genişlemektedir.
Bir terör eylemine fail ararken, kaynağı dinsizlikte aramak gerekir. Çünkü din ahlakı sevgiyi, merhameti, affediciliği ve barışı emrederken, terör acımasızlık ve şiddet yanlısıdır, kan dökmek, öldürmek, acı çektirmek ister.
ABD ve Avrupa'daki gibi Batı kökenli örgütlerin yanı sıra, Ortadoğu çıkışlı terör örgütleri de bulunmaktadır. Nitekim dünyanın dört bir yanındaki kimi terör girişimleri bu gruplar tarafından üstlenilmekte ve gerçekleştirilmektedir. Ancak burada çok önemli bir noktayı vurgulamak gerekmektedir. Bu gibi terörist eylemleri gerçekleştiren kişilerin Hristiyan, Müslüman veya Yahudi ismi taşımaları bazı çevreleri yanlış kanaatlere sürüklemekte ve ilahi dinlerle bağdaşmayan iddialar ortaya atmalarına neden olmaktadır. Teröristler Müslüman isimleri taşısalar ve kimliklerinde "Müslüman" yazıyor olsa bile, işledikleri cinayetlere "İslam terörü" denemez.
Aynı şekilde Hıristiyan olsalar, "Hristiyan terörü" veya Yahudi olsalar "Yahudi terörü" de denemez. Çünkü kitabın ilerleyen bölümlerinde de inceleyeceğimiz gibi, İlahi bir din adına masum insanların öldürülmesi mümkün değildir. Unutmamak gerekir ki, New York'ta veya Washington'da öldürülen insanlar arasında, Hz. İsa'yı sevenler (Hristiyanlar), Hz. Musa'yı sevenler (Yahudiler) ve Müslümanlar da vardır. Bu masum insanları öldürmek, Allah'ın affetmesi dışında, cehennem azabı ile sonuçlanacak olan büyük bir günahtır. Dine inanan, Allah korkusu taşıyan bir insan hiçbir şekilde böyle bir şey yapamaz.
Böyle bir vahşetin failleri, hangi dine mensup olduklarını iddia ederlerse etsinler, bunu ancak dine saldırmak amacıyla yapıyor olabilirler. Amaçları, dini insanların gözünde kötülemek, insanları dinden soğutmak, dindarlara karşı nefret ve tepki oluşturmak olabilir. Dolayısıyla masum insanlara yönelik "din" adı altındaki her saldırı, aslında dine karşı da yapılmış bir saldırıdır.
Din, sevgiyi, merhameti, barışı emreder. Terör ise dinin zıttıdır; acımasızdır, kan dökmek, öldürmek, acı çektirmek ister. Dolayısıyla bir terör eylemine fail ararken, kaynağı dindarlıkta değil, dinsizlikte aramak gerekir. Olayın kökenini, faşist, komünist, ırkçı, materyalist düşüncedeki insanlarda aramak gerekir. Teröristlerin hangi ismi taşıdığı, kimliklerinde ne yazdığı önemli değildir. Bir kişi masum insanları göz kırpmadan öldürüyorsa, dindar değil dinsizdir. Allah'tan korkmayan, tek amacı kan dökmek ve acı çektirmek olan bir canidir. Bu nedenle, "İslami terör", "Yahudi terörü", "Hristiyan terörü" son derece hatalı kavramlardır. Çünkü İslam dininde ve diğer iki ilahi dinde hiçbir şekilde teröre yer yoktur. Aksine, İslam'a göre "terör" olarak adlandırdığımız eylemler (yani masum insanlara karşı işlenen cinayetler), büyük bir suçtur ve Müslümanlar bu eylemleri engellemek, yeryüzüne barış, huzur ve adalet getirmekle sorumludurlar.
Islam aleminin nüfusça en kalabalik ülkesi olan Endonezya uzun süreden beridir iç karisikliklara sahit olmaktadir. Bu yüzden uzun süreden beridir gündemde olan bir Islam ülkesidir. Biz de dergimizin bu sayisinin Islam cografyasi bölümünde bu ülkeyi tanitiyoruz. Genel Bilgiler
Resmi adi: Endonezya Cumhuriyeti
Baskenti: Jakarta (Nüfusu: 12 milyon)
Yüzölçümü: 1.919.443 km2
Nüfusu: 215 milyon (1999 tahmini). Halkin % 31'i sehirlerde yasamaktadir.
Etnik yapi: Endonezya halki çok çesitli etnik unsurlardan meydana gelmektedir. Bu etnik unsurlarin basta gelenleri oran siralamasina göre sunlardir:
Javalilar: % 33.55 orana sahiptirler yani Endonezya nüfusunun üçte birini olustururlar. Çogunlukla Java adasinda yasamaktadirlar. Endonezya'nin resmi dili olan Bahasa dilini konusurlar. % 90'i Müslümandir.
Sundanlilar: % 15.70 orana sahiptirler. Çogunlukla Java adasinda yasamaktadirlar. Malezya - Polinezya dil grubuna ait olan ve Sundanca denen bir dil konusurlar. % 98'i Müslümandir.
Maduralilar: % 6.65 orana sahiptirler. Çogunlukla Madura adasinda yasarlar. Cava diline yakin olan ve Madura dili adi verilen bir dili konusurlar. % 95'i Müslümandir.
Malaylar: Malezya kökenli bir etnik unsurdur. % 5 orana sahiptirler. % 99'u Müslümandir.
Bunlarin yani sira Minangkabula, Bugiler, Açeliler, Benjar Kuntanlilar, Makassarlar, Sasaklar basta olmak üzere çok degisik etnik unsurlar yasamaktadir.
Dil: Devletin resmi dili Bahasa Endonezya dilidir. Ancak halk arasinda 250'den fazla yöresel dil konusulmaktadir. Ingilizce de geçerli bir dildir.
Din: Devlet, Islam, hiristiyanlik, hinduizm ve bazi küçük topluluklarin bagli oldugu tabiat dinlerini resmi din olarak kabul etmistir. Ancak halkin % 87'si Müslümandir. Müslümanlar genellikle sünni hanefidir. Geriye kalan nüfusun % 4.5'i hiristiyan, % 4.5'i brahmanist, % 1'i hinduist, % 0.8'i budist, digerleri de tabiat dinleri mensuplaridir. Hiristiyanlarin üçte bire yakini katolik digerleri protestandir.
Dis problemleri: Endonezya Borneo adasindaki Sarawak ve Sabah eyaletlerinin Malezya'ya verilmesine razi olmadi. Bu konu geçmiste iki ülke arasinda savasa da vesile oldu. Bugün bu konu biraz küllenmis gibi görünse de iki ülke arasinda mesele olmaya devam etmektedir.
Iç problemleri: Sumatra adasinda Islam'in yüzyillar boyunca bayraktarligini yapmis olan Açe halki Hollanda sömürgeciliginin bir devami olarak gördükleri Endonezya sömürgeciligine karsi çikmakta ve kendi bagimsiz devletlerini kurmak için mücadele etmektedirler. Açe halki bu amaçla Açe Sumatra Milli Kurtulus Cephesi adiyla bir örgüt kurdu. Bu cephe 4 Kasim 1976'da yayinladigi bir bildirgeyle Açe Sumatra'nin bagimsizligini ilan etti ve cephenin lideri Dr. Tungku Hasan di Tiro'nun liderliginde bagimsiz bir hükümet kurdugunu açikladi. Ancak Endonezya hükümeti sahip oldugu dis destege ve askeri güce dayanarak bu hükümete hayat hakki tanimadi. Ama Açe Sumatra halkinin bagimsizlik mücadelesi sona ermemistir. Açeliler Endonezya milliyetçiligini benimsememekte kendi inançlarina göre sekillenen bir yönetime kavusma arzusu tasimaktadirlar. Bu konu Endonezya yönetiminin sürekli basini agritan bir meseledir.
Endonezya, daha önce Portekiz sömürgesi olan Dogu Timor'u 1975'te kendi topraklarina katti. Ancak burada Endonezya yönetimine karsi bir ayaklanma ortaya çikti. Hükümet ayaklanmanin lideri Jose Gusmao'yu geçtigimiz yillarda tutukladiysa da bölgedeki karisikliklar durmadi. BM, Endonezya'nin Dogu Timor'u ilhak kararini tanimiyor. Sömürgeci güçler Endonezya halkinin Suharto'yu tahttan indirmesinden sonra Dogu Timor meselesini yeniden kasimaya ve buradaki hiristiyanlari ayaklanmaya tesvik etmeye basladi. Sömürgeci güçlerin bu tahrikleri Endonezya'nin bazi bölgelerinde birtakim iç karisikliklarin ve etnik çatismalarin meydana gelmesine yol açti. Bu iç karisikliklar hala durulmus degil.
Islami Hareket: Bugün Endonezya halkinin % 87'si Müslüman olarak degerlendirilse de bu oran Islam'i geregi gibi anlayip yasayabilenlerin orani degildir. Bu, gerek sömürge döneminde, gerekse bagimsizlik sonrasinda izlenen cahillestirme, yozlastirma ve halki Islam'dan uzaklastirma politikasinin bir sonucudur. Ancak dinine bagli olanlar da az degildir. Özellikle son yillarda Islami suurlanma daha da hiz kazanmis ve bütün camiler cemaatlerle dolup tasmaya baslamistir. Bunun yani sira halki yeniden Islami kimligine kavusturma ve Islam'i devlete hakim kilma amaci tasiyan örgütler ve cemaatler de bulunmaktadir. Bunlar hakkinda özet bilgiler verecegiz. Önce bu ülkedeki Islami hareketin yakin geçmisinden kisaca söz edelim:
1921'de sömürgecilere karsi Serikat Islam (Islam Birligi) adinda bir örgüt kuruldu. Baslangiçta güçlü olarak yola çikan bu hareket Hollandalilarin çikardigi fitneyle bölündü ve gücünü kaybetti. Bu hareket 1930'da Endonezya Islami Birlik Partisi (PSII) adini aldi ve bagimsizlik sonrasinda da siyasi parti olarak varligini sürdürdü. 1973'te hükümet tarafindan kapatilincaya kadar da siyaset sahnesinde kaldi.
1926'da kurulan Nahdatu'l-Ulema (Alimler Dirilisi - NU) baslangiçta siyasetten uzak duruyor ve "iyiligi emir, kötülükten nehiy" görevini yerine getirme amaci tasidigini bildiriyordu. 1953'te siyasi bir parti sifati kazandi ve 1984'te kapatilincaya kadar siyasi faaliyetlerini sürdürdü.
NU ile ayni dönemlerde kurulan Muhammediye Cemiyeti davet çalismalarina agirlik vermistir. Bugün resmi bir kimlige sahip olmasa da ayni faaliyetlerini sürdürmektedir.
Japon isgali döneminde Hizbullah adi verilen askeri gruplar olusturuldu. Bunlar Hollandalilara karsi Japonlar tarafindan egitildiler. Ancak Hizbullah mensuplari daha sonra Japonlara karsi da tavir aldilar. Japonlarin çekilmesinden sonra Hizbullah'in Hollanda karsisinda verilen mücadelede önemli etkinligi oldu. 1947'de adini Daru'l-Islam olarak degistirerek, askeri kanadina da Endonezya Islam Ordusu adini vererek faaliyetine devam etti. Bagimsizlik sonrasi kurulan yönetim bu örgüte karsi cephe aldi ve 1960'larda da tamamen dagitti.
Bagimsizligin ilanindan sonra Islami nitelikli birçok siyasi parti kuruldu. Bunlarin basinda Endonezya Müslümanlari Sura Meclisi (MASJUMI) gelir. Bu parti taninmis Islami hareket önderlerinden Muhammed Nasir tarafindan kurulmus ve birçok koalisyon hükümetine katilmistir. Ancak 1967'de kapatildi. Arkasindan 1968'de Endonezya Müslümanlari Partisi (PMI) kuruldu. Suharto bu partinin çalismalarini da yasakladi. Islami amaçli diger partiler de hükümetçe kapatildilar.
1940'larda kurulan ve ögrenciler arasinda etkili olan Islami Ögrenciler Birligi 1985'te hükümet baskisi dolayisiyla dagildi.
Halen varligini sürdüren Islami teskilatlarin basinda su ikisi gelmektedir: Endonezya Islam Daveti Yüksek Konseyi: Muhammed Nasir'in önderliginde 1967'de Jakartali ilim adamlari tarafindan kuruldu. Daha çok davet, teblig ve egitim çalismalarina agirlik vermektedir. Çok sayida egitim kurumu, okul, enstitü ve arastirma kurumu kurmustur. Bunun yan isira Müslüman üniversite ögrencilerine burs temin etmektedir.
Endonezya Islami Ögrencileri (PII): Özellikle üniversite ögrencileri arasinda faaliyet yürütmekte ve ögrencilere Islami - siyasi suur kazandirmaya çalismaktadir. 4.5 milyon üyeye sahip olan PII'nin gençlik üzerinde etkisini gören Suharto yönetimi örgüt yöneticilerine agir baski yapti ve kendini feshetmesini istedi. Daha sonra Gençlik Sorunlari Bakanligi bu örgütün mesruiyetini kaybettigi yolunda açiklama yapti. Ancak PII bütün bu baskilara ragmen yoluna devam etti. Suharto'nun tahtindan indirilmesinde Islami ögrenci hareketinin bas rolü çektigi bilinmektedir.
Bunlarin yani sira devlet kontrolü disinda çesitli cemaat faaliyetleri yürütülmektedir.
Ekonomi: Endonezya'nin ekonomisi birinci derecede petrol ve dogal gaza dayanir. OPEC ülkeleri arasinda 1993'te gerçeklestirilen anlasmadan sonraki günlük petrol üretimi 1 milyon 330 bin varildir. 1993'teki petrol rezervi 8 milyar 350 milyon varil, dogal gaz rezervi de 1 trilyon 374 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Petrol ve dogal gazdan elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasiladaki payi % 14'tür. Bununla birlikte halkin büyük çogunlugunun geçim kaynagi tarim, hayvancilik ve balikçiliktir. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasiladaki payi % 25'tir ve çalisan nüfusun % 55'i bu alanlarda is görmektedir.
Endonezya yerel kaynaklar bakimindan da zengin sayilir.
Sigara bir kanser üreticisidir. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) nun yayınladığı son rapora göre , dünya genelinde bütün ölümlerin % 35 'i kanserden ileri geliyor.
Sigara, akciğer başta olmak üzere, gırtlak, ağız , dil, mide oniki parmak, ince ve kalın bağırsak, karaciğer, cilt , göğüs(meme) , rahim ve prostat kanserlerinin , göz ve beyin tümörlerinin çoğunlukla temeldeki sebebidir.
Günde bir paket sigara içen birinin içmeyene göre akciğer kanserine yakalanma ihtimali 20 misli fazladır.
Sigara , kanı pıhtılaştırdığından damar çeperlerini kalınlaştırır. Bunun sonucu damar sertliği ve yüksek tansiyon oluşur. Bu oluşum ; göz , beyin , kalp, karaciğer, böbrek başta olmak üzere bütün damarlarda çatlama , yırtılma ve tıkanmalar yapar. Kan dolaşımı yavaşlar, nabız sayısı artar, solunum yetmezliği görülür. Hafıza kaybı, görme bozuklukları, işitme bozuklukları, felçler, böbrek ve karaciğer bozuklukları hayati tehlikeye atmaktadırlar.
Sigara , hücrelerimize hayat ve enerji veren C ve B vitaminlerinin düşmanıdır.
Sigara , tükürük akımını azaltır, bu da akciğer hastalığına götürür.
Sigara , alınan ilaçları etkisizleştirebiliyor.
Sigara içenlerde hastalık , yara ve ameliyatların tedavi süresi uzun sürüyor.
Günde bir paket sigara içen 20 yılda 5 - 7 kg katran vücuduna depo etmiş olur.
Sigara , dişleri sarartır, cilt güzelliğini ve rengini bozar, göz parlaklığını kaybeder, ses tellerinin ahengini bozar.
Sigara aile bütçesini olumsuz şekilde etkiler, yangınlara sebep olur, çevre kirliliği yaratır.
Doğu Karadeniz bölgesinin iç kesiminde yer alan ve Doğu Anadolu ile geçiş bölgesinde bulunan en eski ve önemli kentlerindendir. Kuzeyinde Trabzon ve Rize, doğusunda Erzurum, güneyinde Erzincan, batısında Gümüşhane yer alır. Trafik kod numarası 69'dur.Uzun süre Bizans İmparatorluğu'nun sınır kenti olmuştur. Ayrıca Akkoyunlular'ın merkezi olması yönünden de önemlidir.
İSMİNİN MENŞEİ
Bayburt ismi, tarihi kaynaklarda değişik şekillerde geçmektedir. Beşinci asır kayıtlarında "Bayberd" olarak, Doğu Roma İmparatorlu zamanında "Baiberdan, Baberd veya Paypert" şeklinde geçer. Onüçüncü yüzyılın sonlarında bu bölgeden geçen Marco Polo'nun seyahatnamesinde "Paipart ve Baiburd" şeklinde zikredilmektedir. Selçuklu Sultanı İkinci
Gıyaseddin Mes'ud adına 1291' de Bayburt' ta basılan paralarda da "Bayburd" olarak geçmektedir. On altıncı yüzyıldan sonraki kayıtlarda ise "Bayburd" olarak geçmektedir.
TARİHİ
Eski devirlerde Haldilerin yaşadığı sahada bulunan Bayburt, daha sonra sırasıyla Urartu, İskit, Med, Pers, Makedonya ve Potnus krallıklarının egemenliği altında kaldı. M.Ö. birinci asırda bir müddet Roma İmparatorluğunun hakimiyetine girdi ise de bu imparatorluğun 395' te ikiye ayrılması üzerine, Doğu Roma ( Bizans ) toprakları içinde kaldı.
1071 Malazgird Zaferinden sonra Anadolu içlerine yerleşmeye başlayan Türkler, 1072' de Bayburt' u fethettiler. Bayburt 1202' ye kadar bazan Erzurum' da hüküm süren Saltukların, bazan da Danişmendlilerin elinde kalmıştır. 1202' de Anadolu Selçuklularının hakimiyeti altına girdi.
Tuğrul Şah, Trabzon İmparatorluğundan gelecek hücumlara karşı Bayburt Kalesini yeniden inşa ve tahkim etti. Kalede, kendi ad ve ünvanlarını taşıyan kitabeler mevcuttur. Tuğrul Şah, Bayburt' ta çıkan gümüşten istifade ederek, 1216 tarihinde Erzurum' da para da bastırdı.
1243 Kösedağ Savaşını müteakib Moğolların Anadolu' yu istilasından sonra, yapılan anlaşma gereğimce, Bayburt uzun süre Selçukluların elinde kaldı.
İlhanlılar devrinde, Tebriz-Trabzon yolu üzerinde bulunması dolayısıyla daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yer idi. Moğolistan' a giderkenburaya uğrayan Marco Polo, Bayburt' un zengin gümüş madenlerine sahip olduğunu kaydeder.İlhanlılar zamanında Bayburt' ta Mahmudiye ve Yakutiye medreseleri inşa edilmişti.
Son İlhanlı hükümdarı Ebü's-Said Bahadır Hanın ölümünden ( 1334 ) sonra Bayburt, Eretnaoğullarının idaresine geçmişti. Zaman zaman Erzincan emirlerinin de eline geçmiştir.
Bayburt 1410' da Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf tarafından zapt edilmişse de sonradan Akkoyunlu'ların eline geçti. Uzun müddet Akkoyunlu'ların elinde kalan Bayburt havalisi, 1501' de Safevilerin eline geçti. 1514' te de Yavuz Sultan Selim Hanın Çaldıran Zaferiyle Osmanlılar tarafından fethedildi. Osmanlıların son devirlerinde Rus işgaline uğradıysa da, 1918' de kurtarılmıştır. 1927' ye değin Erzurum' a bağlı olan Bayburt, bu tarihte Erzurum' dan ayrılarak Gümüşhane il merkezine bağlandı. Buna karşın Bayburt' un ilişkileri daha çok Erzurum' a bağlıydı ve hala öyle devam etmektedir. Gümüşhane' ye bağlı ilçe merkeziyken 14 Ağustos 1989' da il merkezi haline getirilmiştir.
Şemseddin Sami, Kamüs ül- Alam' da Bayburt' a ilişkin olarak şunları yazmaktadır:
"Erzurum Vilayetini oluşturan 4 sancaktan biridir.Kent olarak 8.000 nüfusu, birkaç cami ve medresesi, rüşdiyesi, çarşısı ve Romalılar Dönemi' nden kalma bazı eski yapıtları vardır.
Kentin küçük sanayi, savatlı gümüşten tabakası ve sigara ağızlığı, kilim ve seccade gibi eşyaların üretimine dayalıdır.
Kaza, 14 bucak ve 186 köyden oluşur. Tüm kazanın 53.240 nüfusunun aşağı yukarı 1/5' i Hıristiyan, kalanı İslam' dır. Kazada 110 cami ve mescid, 51 kilisew ve manastır, 83 medrese, 34 sıbyan mektebi, 481 dükkan, 3 hamam, 1 dabakhane, 1 sabun, 1' de boya imalathanesi vardır.
Toprağı verimlidir. Çeşitli ürün ve sebzeler yetişir."
Ali Cevad ise, XIX .yy' da Bayburt' u şöyle anlatmaktadır:
"Erzurum Vilayeti' nin Merkez Sancağı' na bağlı, kaza merkezi bir kenttir. Kentin 8.000 kadar nüfusu, 1 rüştiyesi, cami ve medreseleri, düzenli bir çarşısı vardır.
Seccade ve kilim ile gümüş işlemeciliği küçük sanayiini oluşturur.
14 bucak, 186 köyden oluşan kazanın tüm nüfusu 58.213' tür. Tüm kazada, 118 okul, 111 cami, 13 kilise ve manastır, 481 dükkan, 117 değirmen, 40 han, 19 fırın, 2 sabunhane vardır.
Tarım ve toprak ürünleri tahıl, baklagiller ve meyvedir. Arıcılık önemli olup, yerel gereksinimi karşılar çaptadır.
FİZİKİ YAPI
İl, genel olarak dalgalı bir araziye sahiptir. Kuzey Doğu Karadeniz kıyısı silsilesinin 3369 m. yüksekliğinin Soğanlı, 2829 m. yükseklikteki Yamanlı, kuzeybatı Madur Polut, Ziyaret dağları ve bunların güneyinde Salmankas Dağlarının Kitova mevkii, batıda 2500 m. yükseklikte Akbaba dağları yer alır. Dağlar üzerinde sivri tepeler ve keskin vadiler bulunmaktadır.
Etrafı dağlık olan il arazisinin orta kesimlerinde yer yer tepeler ve düzlükler görülmekte
dir. En büyük ovası Bayburt Ovası olup, eni ve boyu 30 km. civarındadır. Hart- Sünür önemli ovalarıdır.
İlin hayat kaynağı Çoruh Nehri, Mescid Dağından çıkarak şehrin ortasından geçer.Çoruh Nehri
İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ
Bayburt' ta Doğu Karadeniz İklimiyle Doğu Anadolu iklimi arasında bir geçiş iklimi hüküm sürmektedir. Bu sebeple yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçmektedir. Devamlı kuzey rüzgarlarının etkisi altındadır. Senelik ortalama yağış 438 mm. dir. En yüksek sıcaklık 36 C, en düşük ise -26,2 C dir.
Bayburt topraklarının ancak % 3 gibi çok az bir kısmı ormanlarla kaplıdır. Eskiden ormanlarla kaplı yerler düzensiz kesim ve yangınlar sebebiyle çıplak hale dönüşmüştür. Arazinin geniş kısmı hayvancılığa elverişli meralarla kaplıdır.
EKONOMİ
Bayburt' un ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarım faaliyetlerinde Hart ve Sünür ovaları büyük yer tutar. Ovalar sulamaya tam olarak açılmadığı için yeteri kadar faydalanılamamaktadır. En çok buğday ve arpa üretilir. Mercimek, fiğ, şeker pancarı, patates yetiştirilen diğer ürünlerdir.
Bayburt'ta Tarım Faaliyetleri
İl ekonomisinde hayvancılık önemli yer tutar.İl, Doğu illerimizde olduğu gibi, hayvan yetiştiriciliğine çok elverişlidir. Daha çok mera hayvancılığı yapılmakta olup, sığır ve koyun beslenmektedir. Arcılıkta son yıllarda önemli gelişmeler olmuştur.
İl sanayisi tarım ve hayvancılığa bağlı olarak gelişmiştir. Peynir-tereyağı fabrikası, tuğla, kiremit, un fabrikaları, et kombinası belli başlı sanayi kuruluşlarıdır. El dokuma tezgahları, gelişen teknoloji karşısında kaybolmaktadır.
Bayburt' un genel görünümü
MERKEZ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 77.930 olup 33.667' si ilçe merkezinde, 44.253'ü köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 108 köyü mevcuttur. Bayburt ovasında kurulan merkez ilçeyi Çoruh nehri ortadan ikiye böler. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Mera hayvancılığı yapılan ilçede sığır, koyun ve keçi beslenmektedir.
Bayburt merkezden görünüm.
AYDINTEPE : 1990 sayımına göre toplam nüfusu 16.081 olup, 5.166'sı ilçe merkezinde, 10.915' i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17 köy vardır. Aydıntepe çok eski bir yerleşim merkezidir. Güneyinde Hart ovası yer alır. Denizden yüksekliği 1650 m.' dir. İlçenin kuzeyinde Soğanlı dağları olup, Doğu Anadolu yayla ikliminin özelliklerine sahiptir. İl merkezine 24 km. uzaklıktadır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır.
DEMİRÖZÜ : 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.319 olup, 2452' siilçe merkezinde, 10.867' si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 29 köyü vardır. Gümüşhane dağlarının güney doğusunda kurulmuştur. Kelkit Çayı ortasından geçmektedir. Güneyde Pulur Dağları bulunmaktadır. Bayburt' a 31 km.' dir.
Bayburt' un meşhur saat kulesi
TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ
Eski çağlardan beri Bayburt ve çevresi mimari alanda bir çok önemli eserin yapımına sahne olmuştur. Başta kale olmak üzere camiler, medreseler, hamamlar, bedestenler, hanlar, türbeler ve köprüler inşa edilerek halkın istifadesine sunulmuştur.
BAYBURT KALESİ
Şehrin kuzeyinde yükselmiş tepenin üzerindeki yalçın kayalara inşa edilmiştir. Yerel prens ve krallıkların savaşımlarında rolü olan kalenin, İ.S. 58' de var olduğu bilinmektedir. Roma, Ermeni, Bizans, Arap ve Komnenos egemenliklerinde kalan yapı pek çok kez onarılmıştır. Bizans tarihçesi Procopius ( Prokopius ), Bayburt ve Areon kalelerinin Bizans İmparatoru Justinianus döneminde yaptırıldığını bildirmektedir. Ancak, Justinianus zamanında kale önemli bir onarım geçirmiştir. Kale en mükemmel ve en azametli şeklini Seçuklular zamanında almıştır. Erzurum valisi Tuğrul Şah, Trabzon Pontus krallığından gelecek saldırıları önleyici ileri karakol vazifesi gören Bayburt Kalesini temelinden tamir ettirmiştir. Kale XVI.yy.' da Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murad dönemlerinde de yeniden onarılmıştır. Çevresi iki km.' den fazla olan kale surlarla çevrilmiş olup, surları altı köşe üzerine yaoılmıştır. Surlar yarım daire, kare, üçgen biçiminde burçlarla desteklenmiştir. Burç yükseklikleri 12-13 m, suryükseklikleriyse yaklaşık 30 m.' dir. Kalenin doğusunda "Demirkapı", batısında "Nöbethane" diye adlandırılan iki kapısı vardır. J. Arnodd Hamilton, kapı kemerinin bir yanında Arap ve Türk yazıtlarının, öbür yanında da büyük bir aslan kabartmasının bulunduğunu yazmaktadır. Bayburt Kalesi sağlam kalan Selçuklu ve Osmanlı yazıtlarıyla, dönemini aydınlatan önemli yapıtlardan biridir.
Bayburt Kalesi
BAYBURT KALESİ KİLİSESİ
Bayburt Kalesi' nin doğusundadır. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Hamilton, ahşap çatıyla örtülü olduğunu ve bemasının ( Bizans Kilisesi' nde sunağın bulunduğu, halkın giremediği kutsal bölüm ) bulunduğunu bildirmektedir. Çok yıkık olduğundan planı bilinememektedir. Trabzon-Erzurum yolunun Ayvasil Köyü kilisesi' yle karşılaştırılarak XIII-XIV.YY' yy. larda yapıldığı sanılmaktadır.Bayburt Kalesi
VARZAHAN-UĞRAK KİLİSELERİ
İlçenin yaklaşık 10 km. kuzeybatısındadır. Çeşitli kaynaklar Ortaçağ' da burada Varzahan Kenti' nin bulunduğunu, kentte 200 kilise olduğunu bildirmektedir. Kilise sayısının geerçği yansıtmadığı düşünülebilirse de, çevredeki kalıntılar kentin varlığını doğrulamaktadır. ilk kez A. H. Layard' ın ilgisini çeken kalıntılar, daha sonra H.F.Tozer, E. Warkworth, H.B. Lync, W. Bachman, J.Strzgowski, D. Winfield veJ. Wainwright' caincelenmiştir. Yalnızca kalıntıları günümüze ulaşan yapıların tarihlendirilmesi konusunda pek çok görüş vardır. Bu görüşler, X-XIII. yy. 'lar arasında değişmektedir.
Köye egemen bir tepeye yapılmış üç kilise, XII. yy. mimarisinin güzel örnekleridir. Bu yapıları Bachmann ve Strzgowski incelemiş, sonuçları fotoğraflarıyla yayınlamıştır. Bu üç kiliseden biri Oktogon, öbürü Yunan haçı planındadır. Üçüncüsü ise çok yıkıktır.
BAYBURT ULU CAMİİ
Yeniden yaptırılmak üzere yıktırılmıştır. XIII. yy. Selçuklu yapısı olduğu sanılmaktadır. Osmanlılar' ın son dönemlerinden beş yazıt yapımıyla ilgili bilgi vermemektedir. Dikdörtgen biçimindeki ana mekan, mihrap yönüne dikey sekiz kalın payeyi bağlayan geniş kemerlerle üç nefe bölünmüştür. Bu plan tipi, Selçuklular' dan sonra Beylikler Dönemi' nde de uygulanmıştır. Orta nef, kubbeli kare bir mekanla son bulmaktadır.
Cami pek çok onarım geçirmişse de ana planını koruyabilmiştir. Yapı, dıştan düz toprak damlıdır.
Dikdörtgen bordürlü mihrap, sivri kemerlidir. Daha önce çinilerle bezeli olduğu sanılan mihrabın yanlarında, sıva altında kandil motifi bulunmuştur. Yapının XIII. yy. 'dan olduğunu gösteren en önemli öğesi minaresidir. Minare, biçim ve süslemesiyle Danişmend' li yapısı olan Sivas Ulu Camisi' ninkiyle büyük benzerlik göstermektedir. İki minarede de yalancı sivri kemerli nişler içinde çini süslemeler vardır.
Anadolu Selçuklu sultanlarından ikinci Gıyaseddin Mes' ud zamanında yaptırıldığı kabul edilen cami, pek çok tamirler geçirmiş olmasına rağmen ana planını korumuştur. Caminin kuzeydoğusunda bulunan minarenin kaidesinde geçirdiği son büyük tamiri belgeleyen 1850 tarihli kitabe bulunmaktadır. Kara kaideli minarenin sekiz yüzlü papuçluğunda ve yuvarlak gövdesinde geometrik ve bitki motifi mozaik çiniler Anadolu Selçuklu çinilerinin özelliklerini sergiler.
YAKUTİYE MEDRESESİ
Günüümüze ulaşmamıştır. XIV.yy' ın başlarında Olcayto Hudabende döneminde, Hoca Yakut adına, ya da Hoca Yakut' ça yaptırılmıştır. Yazılı kaynaklardan Ulu Cami' nin yanında, mimari değeri olan, anıtsal görünüşlü önemli bir yapı olduğu öğrenilmektedir. 1927' de ancak bir yanı görülen yapıdan günümüzde hiçbir iz kalmamıştır.
MAHMUDİYE MEDRESESİ
Olcayto Hudabende Mehmet döneminde, Fahreddin Emir Mahmud' un yaptırdığı ikinci medresedir. Museviye medresesinin yanındadır. A.Ş. Beygu, 1927' de bu yapıları incelediğinde yalnızca bir duvar saptayabilmiştir.
Bayburt' taki üç büyük medrese, kentin Ortaçağ' ın önemli kültür merkezlerinden biridir.
ŞEHİT OSMAN TÜRBELERİ
Şehit Osman Tepesi' nde bulunan iki türbedir.
Saltukoğulları komutanlarından Mengüç Gazi' nin kardeşi Osman ve kızkardeşi için yaptırıldığı görüşü yaygındır. Yazıtı okunamamaktadır.
1. NOLU TÜRBE: Silindirik gövdeli, konik külahlıdır. Duvarlarda süs öğesi olarak küçük mazgal delikleri açılmıştır. Mihrabın yanlarında mukarnas süslemeli niş içindedir. Yapı, mimarisine, süslemesine göre XIII.yy.' atarihlendirilmektedir.
2. NOLU TÜRBE: Onarıldığı için 1 nolu türbeden daha yeni görünüşlüdür. Öbür türbeden ayrı biçimdedir. Kare planlı ana mekan, tromplara oturan oval bir kubbeyle örtülüdür. Kesme taştan, yalın bir yapıdır. Pencere bodürlerinde şamdanı andıran motifler vardır. Bu mimari yapıda türbeler, XIII-XIV yy.' lar arasına tarihlendirilmektedir.
KÜMBET
Cumhuriyet İlkokulu'nun yanındadır. Yörede, Ahilerden Ahmed Zencani' nin türbesi olduğu görüşü yaygındır: ancak bu konuya ilişkin bilgiler kesin değildir. XIII-XIV yy. yapıtıdır. Yapı sekiz köşeli olup mezar odası kare planlıdır. Piramit biçimi çatısı yıkılmıştır. Mihrap nişinin yanlarındaki sütunçelerin gövde ve başlıkları mihrap nişi geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiştir.
ANONİM KÜMBET ( YANBAKSI KÜMBETİ )
Bayburt-Demirözü yolu üstündedir. Yazıtı yoktur, mezar taşı okunamamaktadır. Yörede Otlukbeli Savaşı' nda ölen Seyyid Kasım için yaptırıldığı görüşü yaygındır. Danişmend Köyü' ne yakın olan Kümbet, Danişmend yapısı olabilecek özelliktedir.
Kesme taştan, sekiz köşeli, basık kubbeli bir yapıdır. Köşeler üçgen ve istiridye motiflidir.
BENT HAMAMI
Çoruh Irmağı kıyısında, Bayburt Kalesi' nin güneydoğu eteğindedir. XVI.yy' dan Akkoyunlu Hacı Ferrahşad Bey' in vakfındandır. Dıştan onarılan yapı, içten özgünlüğünü korumaktadır. Klasik dörtö eyvanlı hamamlar plandadır. Soyunmalık, dört sütuna oturan ortası aydınlık fenerli kubbeyle örtülüdür. Ilıklık bölümü uzun bir beşik tonozdan oluşmaktadır. Halvet bölümündeyse, ortada bir kubbe, dört yönde sivri beşik tonozlu eyvanlar, köşelerde kubbeli halvet odaları yer almaktadır. Merkezi kubbeye pandantiflerle köşe kubbelerine Türk üçgenleriyle geçiş sağlanmıştır.
PAŞAOĞULLARI ( KONDOLOTLAR ) HAMAMI
Birkaç kez onarılan hamamın ilk yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Sıcaklık bölümü, klasik haç biçimi dört eyvanlı hamamlar planındadır. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Köşe odaları kubbeli tonoz, ılıklık beşik tonoz örtülüdür.
ALİ ŞİNGAH ( ŞENGÜL ) HAMAMI
Şingah Camisi' nin yakınındadır. Akkoyunlu yapısıdır, yalnızca sıcaklık bölümünün mukarnas dolgulu trompları ve bir köşe odsı görülebilir. Klasik dört eyvanlı hamamlar planındadır.
MEYDAN (ÇARŞI ) HAMAMI
Kadı Mahmud Çelebi vakfı olarak bilinmektedir. Merkezi planlı yıldız biçimi altı eyvanlı sıcaklık bölümü dışında özgünlüğünü yitirmiştir.
TAŞHAN ( BEDESTEN )
Ulu Cami' nin yakınında çarşı içindedir. Yangından sonra yazıtları yok olduğundan ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir. Birbirinden ayrı üç bölümden oluşmaktadır. Ana mekan kare planlıdır. Orta payenden dört yöne uzanan sivri kemerlerle dört bölüme ayrılmış, her bölüm kubbelerle örtülmüştür. Ana mekanın batısındaki ikinci bölüm, dar dikdörtgen biçimindedir. Art arda dizilen kubbe ve tonozla örtülüdür. Yapıda taş va tuğla kullanılmıştır. Giriş kapılarının tümü taş süslemelidir. Bedestenin Yavuz Sultan Selim döneminde ( XVI. yy. ' ın ilk çeyreği ) hapishane olarak kullanıldığı bilinmektedir. XVII. yy.başında Bayburt' u gezen Evliya Çelebi yapıdan "gayet müzeyyen, zarif " diye söz etmektedir. Korgan Köprüsü Bayburt ilinin Balahor ( Akşar ) kesimindedir. İki gözlü sivri kemerli bir yapıdır. Kesme taştan kemerler, korkuluk taşları ve kemer arası taşlar sağlamdır. Klasik biçimde Osmanlı dönemi köprülerindendir. Bayburt ilinin Demirözü ( Kısanta ) ilçesi Pulur köyü Akkoyunlu döneminin önemli merkezlerindendir. Akkoyunlular Sünür ( Çayıryolu ) ve Pulur ( Gökçedere ) köylerinde önemli yapıtlar burakmışlardır.
HART YERALTI KENTİ
Bayburt iline bağlı Aydıntepe ( Hart ) ilçesindedir. Tünelle başlayan kalıntılar, bir yolun yanlarına dizilmiş karşılıklı mekanlar biçimindedir. Kemerli girişten kare planlı odalara geçilmektedir. Tonoz örtülü odalar birbirine benzemektedir. Buyol ve yanlarındaki mekanların beş km. boyunca uzandığı ve Arpalı ( Niv ) köyünde son bulduğu söylenmektedir. Kayalardaki kazma izleri hava delikleri ve odalarda görülen ateş izleri ilginçtir. Hart' ta bu yeraltı kentinin yanısıra Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerinden bir mezar bulunmuştur. Yeraltı kentinin de mezar kalıntısının da Hıristiyanlık' ın ilk yayılış yıllarından olabileceği düşünülmektedir.
Bunların haricinde Kısanta, Pulur (Ferahşad Bey ) Camisi, Pulur Medresesi, Pulur Hamamı, Yukarı Hınzeverek Camisi, Kutluk Bey Camisi ve Türbe gibi bir çok yapıtlar vardır.
KÜLTÜREL ETKİNLİKLER
İlde kültürel etkinlikler Cumhuriyet' le birlikte başlamış, ancak hemen her alanda yetersiz kalmıştır. 1980' lerde de büyük ölçüde duraklamıştır. Halkın katılımı, izleyicilik düzeyindedir. Bu da radyo-televizyon ve sporla sınırlıdır.
İlk kitaplık 1934' te açılan Bayburt halk kitaplığıdır. Daha sonra açılan çocuk kitaplığından başka bu alanda bir çalışma olmamıştır. Geniş bir kitlenin ilgisine karşın, kitaplıklarda kitap sayısı da yetersizdir.
Müze olmadığından, ildeki tarihsel yapıtlar yeterince değerlendirilememektedir.
Bağımsız sergi salonu yoktur., çalışmaları eğitim kurumları yürütmektedir. Elma Bayramı ve Kurtuluş Günleri' ndeki şenliklere geniş bir kitle katılmaktadır.
Görsel sanatlar alanında, yalnızca sinema izleyiciliğinden söz edilebilir. 1979' da ilde 3 sinema vardı. Tiyatro çalışmalarıysa, kişisel girişimler ve eğitim kurumlarının etkinlikleriyle sınırlıdır.
İle radyo 1970, televizyon 1975 sonrasında gelmiştir. Yöresel gazete Bayburt Postası 1953 yılından itibaren yayınlanmaya başlamıştır, halen yayına devam etmektedir.
İlde bir de Bayburt Kız Enstitüsü vardır.
İldeki klüpler, kuruluş tarihleri ve renkleri şöyledir:
Bayburt Spor
Sarı-Siyah
1958
Bayburt Gençlik Klübü.
Sarı-Kırmız
1945
Bayburt Şair Zihni
Sar-Laciver
1957
Bayburt Kurtuluş
Kırmızı-Siyah
1965
Bayburt Atlı Spor Klübü
Kırmızı-Beyaz
1970
ÖRF VE ADETLER
Her ne kadar eski adetler bozulmaya yönelmiş ise de memleketimizde örf ve adetlere sıkı bağlı olan illerimizden birisi de Bayburt' tur. Bayburt ve çevresinde dini günlerde cirit oynanır.Manda güreşleri deeskiden beri yapılmaktadır.Yörede oynanan halk oyunlarının genel adı " Bar " dır.Cürütme, Tümerağa, Hoşbilezik, Sallama, Serçe barı, Dello, Hançer barı, Dallar meşhur oyunlarıdır
Adetler genel olarak aynı karak terde iseler de, ilçeden ilçeye ufakdeğişiklikler vardır. Halk uysal ve kanunlara riayetkardır.
Köylerde misafirperverlik daha fazladır. hemen her köyde birkaç misafir odası bulunur. Büyüklerin yanında küçüklerin oturmaları ve konuşmaları hoş görülmez.
Köylerin evleri dağınık olduğundan erkeklerde silah taşıma hemen hemen ihtiyat halindedir.
Bayburt' ta halk muhafazakardır. Düğünlerde örf ve adet Erzurum yöresinin tesiri altındadır. Halkın yardımlaşma duygusu gelişmiştir. Devlet yardımlarına katkı övünülecek derecededir.
BAYRAMLAR
A) DİNİ BAYRAMLAR: Köylerde, kasaba ve şehirlerde erkekler bayram namazına giderler. Namazdan sonra mezarlığa giderek yakınlarını ziyaret etme adeti mevcuttur.
Daha sonra fakirlere yemek verilir ve bayramlaşılır. Bayram günleri dargınlar barıştırılır, meydanlarda güreş tutulur. Cirit oynanır, Manda güreşleri tertip olunur.
B) MİLLİ BAYRAMLAR: Milli bayramlara halk büyük heyecan duyguları ile iştirak eder.
C) KURTULUŞ BAYRAMLARI: Kurtuluş bayramları, milli heyecanlarla, çeşitli törenlerle kutlanır. Halkın, Ermeni, Rus mezalimini ve kurtuluşu, o günü yaşamışçasına canlandırmaları bayrama ayrı bir renk katmaktadır.
Kurtuluş bayramları içerisinde en heyecanlısı 20 Şubat tarihinde Yukarı Kırzı köyünde ve Byburt il merkezinde 21 Şubat' ta yapılmaktadır. Bayburt havalisinin kurtuluş bayramı iki gün devam etmektedir.
Yukarı Kırzı köyünde işgal anında kendilerini düşmana teslim etmeyen, ölümü tercih ederek su kuyularına kendilerini atan o günkü gelin ve kızlarımızın hareketi, temsili mahiyette canlandırılmakta, yeni nesillire, o günlerin mezalimini anlatması yönünden örnek bir tablo teşkil etmektedir.
Bayburt' ta diğer yörelerde görülen kurtuluş bayramları programlarına ilaveten; Bayram için günün kahramanı seçilmektedir. Bu kahraman, şehrin anahtarını Belediye BAşkanına verir, Belediye Başkanı isegünün kahramanına gümüş kemer takar, bu arada kurbanlar kesilir. Kurtuluş bayramları Bayburt' ta her yıl yapılmaktadır.
DÜĞÜNLER
Evlenmelerde başlık adeti vardır. Düğünlerde davul zurna, yerine göre kemençe çalınır. Kadın ve erkek ayrı ayrı yerlerde düğün eğlencesi yaparlar. Cirit oynamak adet halini almıştır. Köy düğünlerinde meydanlarda basit temsillerin yapılması halkın en çok hoşlandığı eğlence türüdür.
Evlenme yaşı köylerde genel olarak, erkekler için 18-20, kızlar için 16-18' dir. Akraba içi evlilik yaygındır. Oğlanla kız birbirini tanıyıp istemekle beraber, görücü aşaması da uygulanır. Oğlunu evlendirecek anne ve baba önce kendi (akrabalarında) kız arar, bulamazsa diğer ailelere müracaat ederler. Kızda aranan vasıflar iyi ahlak, güzellik ve zenginliktir. İl ve ilçe merkezlerindeki düğünlerde çağdaş ögelerle gelenekler iç içedir.
Beğenilen kız tarafına erkek tarafı önce kadınlardan meydana gelen bir heyet gönderir, buna " ağız arama " denir. Bu kati olarak gizli tutulur. Müsbet cevap alınırsa bu defa yaşlı erkeklerden oluşan bir heyet gönderilir. Kız evi akrabalarına danıştıktan sonra, kızı vereceklerse bir mendil içinde kızın nüfus cüzdanı gönderilir. Cüzdanı alan kimse kızın annesine bir miktar para verir ki buna "anne hakkı " denir. Daha sonra başlık ve çeyiz meselesi hallolunur.
Kimi yerlerde bu aşamada nişan yapılır, kimi yerlerde de doğrudan düğün hazırlıklarına gidilir. Kent düğünleri salonda yapılır. Kırsal kesimdeki düğünler 2-3 gün sürer.
Düğünden birkaç gün önce ( genellikle pazartesi ) çeyiz serilir. " Ağırlık " denen giysiler ve yatak odası takımı, konukların görüşüne açılır. Düğünlerde, çarşamba gecesi kına gecesi, perşembe günü de gerdek gecesidir. Dini nikah yaşlı kimselerin iştirakiyle gece kıyılır.
Düğün erkek ve kız evinde ayrı ayrı yapılır. Düğüne gelen halk yeni elbiseleri ile gelir. Düğüncüler, kız tarafınca davul-zurnayla karşılanır, cirit oynanarak köye girilir. Düğün evinde şerbet içildikten sonra, konuklar köy halkınca evlerde konuk edilir. Ertesi gün kızın babası dünürcülere yemek verir. İki tarafın hazırladığı çeyizler yazılır. Çeyiz yazana da bir çift çorap vermek gelenektir. Kızın çeyizi sandığa yerleştikten sonra akrabalarından biri sandığın üstüne oturur, bahşiş verilmedikçe kalkmaz.
Kent merkezlerinde, Çarşamba günü oğlan evince gelin hamamı düzenlenir. Bir kadın ev ev dolaşarak haber verir. Gelecekler toplandıktan sonra gelin de alınarak hamama gidilir. Gelin göbek taşına oturtulur, ilahiler, maniler ve türküler söylenir. Hamamdan faytonlarla dönülür, konuklar evlerine bırakılır.
Yine Çarşamba akşamı, kız evinde kına gecesi yapılır. Tef-dümbelek çalınır, oynanır. Geline kına yakılırken " kına çerezi "dağıtılır, geceye katılanlara da kına yakılır. Kimi yerlerde güveye de kına gönderilir.
Düğün alayı, Perşembe sabahı yola çıkar. Erkeklerden oluşan alaya, kız evindeki işlere katılmak için " yenge " denen birkaç kadın da katılır. Yengeler, güveyin yakınlarından seçilir. Gelin başka bir köyden alınacaksa, köye yaklaşıldığında durulur. Düğün alayının yolda olduğunu haber vermek amacıyla "Tilkici " denen bir haberci gönderilir. Tilkici, geleneklere göre, atla köye gider. Heybesinde kızartılmış bir tavuk bulunur. Olabildiğince tez haber ulaştırmaya çalışır. Köyün gençlerine yakalanırsa, heybesi alınır. Tilkici cezalandırılır. Tilkici gelince kız evi hazırlıklarını tamamlar. Köyde cenaze, sayrı varsa çalgı çalınmaz, silah atılmaz. Bu, komşuların iznine bağlıdır. Yengeler ve güveyin yakın akrabaları kız evine konuk olur. Güvey, kız evine kesinlikle götürülmez.
Gelin çıkarken içerden, kızın kardeşi veya akrabası kapıyı kapatır, bahşiş almayıncaya kadar açmaz. Çeyizin çıkmasından sonra gelin ata bindirilir, yola çıkarılır. Bu sırada " gelin ağlatma havası " çalınır.
Oğlan evine gelindiğinde, gelin ve damadın başından çerez, para saçılır. Bazı yörelerde gelinin kucağına bir çocuk verilir. O da önceden hazırladığı armağanı çocuğa verir. Yine bazı yörelerde kız evinden oğlan evine şerbet gönderilir.
DOĞUM VE ÇOCUKLA İLGİLİ GELENEKLER
Büyük bir bölümü boş inanç niteliğindeki gelenekler, il merkezinde çözülmeye başladığı halde, kırsal kesimde sürmektedir. Çocuğu olmayanlar, yatırlara, hocalara başvurmakta, hekime de gitmektedirler.
Gebe olan kadının karnı yayvanlaşır, saçı, kaşı, kirpiği dökülür, yüzü çillenir, lekelenirse, çocuğun kız olacağına inanılır. Gebe, yörede " gümanlı " diye anılır. Çocuk ilk olarak oynadığında, gebe kime ye da neye bakarsa çocuğun ona benzeyeceğine inanılır.
Düşüğü önlemek için hocaya kilit kilitlettirilir. Ayı-günü belli olduğunda, kilit açtırılır. Kimi yörelerde de karın bağlatılır ya da tutkal içirilir. Doğumu kolaylaştırmak için, gebenin ağzına eritilmiş tereyağı dökülür.
Çocuğa ölmüşlerin adı konmaz. Ad konduktan sonra çocuk hastalanırsa, adın yaramadığı düşünülerek, değiştirilir. Çocuk yedi günlük olunca, annesiyle birlikte " yedilenir ". Komşulara ve yakınlara yemek verilir. Kırkı dolmadan sokağa çıkarılmaz, kimi yerlerde mevlit okutulur. Çocuğu yaşamayan anneler, çocuğunu başka bir sütanneye emzirtirler. Kimi yerlerde de çocuk başka birinin kundağına sarılır.
Kırk basmasını önlemek için, yatağın ya da yastığın altına süpürga konur. Nazardan korunmak için de çocuğun alnına kara sürülür. Nazarı değdiğine inanılan kişinin giyiminden bir parça alınıp yakılır ve çocuğa koklatılır.
Konuşmayan çocuklar Cuma günü ahıra götürülür, ineğin yularına ya daahırda mengüre ( hayvanın bağlandığı yer ) bağlanır., " hayvan isen mele, insan isen söyle " denir. Yastığının altına yılan kabuğu ve deve tüyü konur.
Çocuk bir yaşına geldiğinde saçı kesilir. Kesilen saç, terazinin bir kefesine konur. Öbür kefeye de ( varlık durumuna göre ) para konur. Kefeler aynıdüzeye geldiğinde, saçlar alınır ve saklanır. Paralar da yoksullara dağıtılır.
Köylerde, sünnetçi geldiğinde muhtar tellala haber verir. Çocuk yıkanır, hazırlanır. Sünnetçiyle birlikte dolaşan köyün imami ilahi okur. Ayrıca bir tören yapılmaz.
ÖLÜMLE İLGİLİ GELENEKLER
Ölünün giysileri yoksullara dağıtılır, hayrına armağanlar verilir. Komşular birkaç gün sırayla ölü evine yemek götürür. Kimi yörelerde de ölünün yakınları çağırılır. 40. günde mevlit okutulur. Mevlitten sonra, köylerde genellikle yemek verilir.
GELENEKSEL ŞENLİKLER
Sonbaharın ilk ayları yörede " koç ayı " olarak bilinir. Bu dönem, koyun ve keçilerin " eşleşme " ayıdır. Teke ve koçların sürüye katıldıkları gün şenlikler düzenlenir. Köy halkı en yeni giysilerini giyer, çobanlara armağanlar verilir.
GELENEKSEL EL SANATLARI
El sanatları ve dokumacılık önemli yer tutar. İhram ve kilim dokumacılığı, bakır işlemeciliği çok meşhurdur. Kadınlar ince yün iplikten dokunmuş ihram örtünürler.
Bayburt, Osmanlılar Dönemi' nde bir süre önemli bir ticaret merkezi olma durumunu korumuştur. Ancak XVI. yy.' ın ikinci yarısında Erzurum ve Erzincan' ın önem kazanmasıyla ikinci sıraya düşmüştür. Kentteki boyahane gelirinin 1530' da 35.000 akçe olduğu belirtilmektedir. Bu da gelişmiş bir dokumacılığın varlığını göstermektedir. Evliya Çelebi, Bayburt' ta çok değerli seccade ve kilimlerin olduğndan söz eder. İşte bu seccadelerden biri : İldeki gümüş ocaklarına bağlı olarak gelişen gümüş işlemeciliği, XIX: yy.' da ocakların kapanmasından sonra, hemen tümüyle ortadan kalkmıştır. Dokumacılıksa, uzun yıllar kadınların başlıca uğraş alanlarından biri olmuştur.
DOKUMACILIK : Bayburt yöresinde yaygındır. Yünün taranıp, bükülmesinden elde edilen iplik, küçük tezgahlarda kilim, cecim ve ihram olarak dokunur. Kilimlerdeki desenlerde dahaçok at başı ve bitki motifi yaygındır. Elde örülen çoraplarda da aynı ögelere rastlanır, burun kısmıysa daha çok kara yündendir. Dizlik de denilen " kalçın " sa, keçi kılından örülür.
Bayburt yöresinin başlıca kadın giyimini oluşturan ihramlar da eskiden evlerde dokunurdu. " Tetikli zincir ", " Bayburt Kordası ", "Pirinç deni " gibi adlar verilen desenler ihramın haşiyesini ( bordür ) oluşturur. Yüzeyine " uçan kuşlar ", küçük karelerden oluşan " kuşgözü ", " sandal " gibi motifler işlenir. Zemin buğday sarısıdır. Bu yörede " şekeriboz " diye adlandırılır. İhramlar, giyenlerin azalması, dokunuşunun uzun zaman alması yüzünden oldukça azalmıştır.
GİYİM-KUŞAM
Kent yaşamındaki değişik etkiler, giyim-kuşamda da gözlemlenmektedir. İl merkezindeki nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan memur aileleri ve il dışına gidip gelenler aracılığıyla giysilerde çağdaş değerler bir ölçüde izlenmektedir. Ancak kırsal kesimde ve kentlerde kadınlarla yaşlılar arasında geleneksel giyim özellikleri sürmektedir. Bunda ilin doğal konumunun getirdiği etkiler belirgindir. Yörede ihram, tepelik gibi öğelerle Doğu Anadolu etkisi ağır basmaktadır.
GELENEKSEL KADIN GİYİMİ
Eskiden, giyim-kuşamda toplumsal konum ve varlık durumu daha belirgindi. Bu kadınların başlarına taktıklar " tepelik ", boyundaki takılar ve kemerde gözlenebilirdi. Tepeliğin tümü gümüşten olanlar da vardır. Alın bölümüne gümüş liralar dizilir, varlıklı olmayanlar " çit " denen tülbent bağlar, tülbentin çevresine el oyası ya da boncuk oyası yapılır. Tülbentin üstüne, başı alında sıkıca saracak biçimde " gacik " ya da " gac " denen iplik oyalı bir dolak sarılır.
Takı, özellikle kırsal kesimde yaygındır. Eskiden boyuna "beşlik " denen gümüş liralar takılır, aralarına mavi boncuk dizilirdi. Bu, günümüzde yerini ( yine varlık durumuna göre ) altına bırakmıştır.
Patiskadan, hakim yakalı gömlek, üstüne giyilen pazenden " iman tahtası " denen kenarları oyalı kolsuz önlük ya da kadife yelek, geleneksel kadın giyimini oluşturur. Bele, hasır örgü ya da boncuklarla bezeli dövme gümüş kemer takılır. Varlıklı olmayanlar ise işlemeli, dokuma kemer kullanır. Kimi yerlerde kemerin altına, kalçaya dek uzanan şal bağlanır. Bunun altına "tuman " denen, pazen şalvar giyilir.
Yöresel motiflerle bezeli, kilim dokuma ve renklerini taşıyan yün çoraplar, 1960 sonrasında yerini büyük ölçüde naylon çoraba bırakmıştır. " Kalçın " denen ve dize dek uzanan çorap türüyse dağlık kesimlerde günümüzde de giyilmektedir. " İskarpin " denen, erkek ayakkabılarını andıran kalın altlı ayakkabıların yanında, Trabzon lastiği ayakkabılar yaygındır.
Bayburt yöresinde dokunan, desenli ihramlar en çok kadın giysilerindendir. Gençler ak ya da açık renkli, yaşlılarsa koyu renkli ihramlara sarınır. Uçları koltuk altına sıkıştırılır, topuğa dek örter.
Kadınlar arasında " kapsan " adı ile eskiden kullanılan çoğu ipekli, bir çeşit uzun ve hafif üstlük giysi kullanılmaktadır. Kapsanlar 1920' den önce en üste giyilen astarsız giysiye denirdi. Sonra erkek giyiminde yer aldı. Kapsanın üstüne de palto ve pardösü giyilir. Askerde kürk ve Kapaniçe giyilir. Eski sarraf giysileri içinde kapsan topluluğu ayrı bir değer taşımaktadır. Pamuklu hırka, Yün Yelek giysileri arasında kullanılmaktadır. Ayrıca Üçetek adlı bir entari de giyilmektedir. Bu da saray giysileri arasında görülür. Bayburt üçeteklerinde atlas, kadife ve işlemeler yer alır. Entari belden aşağı kesimde üç parçaya ayrılır. Arka parça soğukta kaldırılarak sırtı korur, ön parçalar ise hızlı yürüyüş ve işlerde bazen oyunlarda gümüş kemerlerin yanlarına sokulur. Gümüş kemer bu yörede enli ve özel bir işleme ile gösterişli bir biçimde yapılır. Giysinin en güzel parçalarından biridir. Kemer bindallı üzerinde ve kapsan üzerinde de kullanılır.
Dizlik adı verilen, dizi aşmayan kısa Don kullanılır. Pamuklu Ceket giyilir. Tuman adı verilen geniş ve kısa iç donu, yünlü Diz Çorabı kullanılır. Yazma adlı bir yemeni biçimi de giyside yer alır. Şal, Kuşak, Çarşaf da kullanılır. Kadın pabuç türü olarak da Yemeni, Nalın, Vala, Potin ve Kaloç kullanır. Oyunlarda kadın giysisi olarak mor kadife üzerine surma ile kabartma dal, yaprak, çiçek işlemeli giysileri görüyoruz. Bilindiği gibi eskiden bir çok yörede erkekler tarafından da bindallı giyilmiştir. Esnaf takımının gençleri arasında da yaygın olduğu bilinir.
Ayrıca oyunlarda Canfes ve ipek kumaşlardan yapılan Şalvar, Oyalı Bluz ve fes giyilmektedir. Fesin üstü sırma ile kabartma, dal ve çiçek işli olup, üzerinde alına gelen kesimde altınlar bulunmaktadır. Üzerinden ve boyunun altından sarılan Yemeni ile fes tutturulur.
GELENEKSEL ERKEK GİYİMİ
Erkekler, eskiden koyun yününden örülen, tüylü bir başlık giyerdi. Uzunca dokunup, geriye düşürülen başlıklara " gugul " denir. Kimileri başlığın üstüne atkı da sarar.
Ceketler çoğunlukla kruvazedir, iki yanında da düğme bulunmaktadır. Yörede "çerkez yeleği " yaygındır. Bu, boğaza dek uzanır, yakası açık ve dardır. Göğsün iki yanında ve altta bulunur. Saat kösteği omuzdan, sağ alt cebe dek uzanacak biçimde takılır. Kösteklerin cinsi ( altın, gümüş ya da altın suyuna batırılmış ) varlık durumuna göre değişir. Pantolon dardır. Paçaları iyice sıkıdır, bu nedenle paçalar kimilerinde düğmelidir. Geleneksel erkek giyiminde kayış pek yoktur. Bunun yerine " kaytan "denen, uçları püsküllü kuşak takılır. Ayağa " Bayburt çarığı é olarak adlandırılan, yanları sırımdan dikilmiş ve hasıllanmış deriden yapılan çarık giyilir.
Ayaklara giyilen Cıstık yerine Çapula ve yemeni de kullanılır. İşlik adını verdikleri kışın elbise altına giyilen, pamuklu yeleklere Zıbın ya da İçlik denir. Uzun Don' u 1. Dünya Savaşı' nda Osmanlı ordusunda kullanılmış olan, Şapka' ya benzer bir çeşit başlık olan Kabalak da yaygın olarak kullanılır. Sako, Şal, Kuşak, Don, Pantol da erkek giysileri arasındadır.
Dokumacılığın büyük ölçüde ortadan kalkması, değişik toplumsal katmanların belirginleşmesi ve moda gibi etkenlerle giyim kuşam da değişime uğramıştır. Kent sokaklarında etek bluzlu, ihramlı, şalvarlı kadınlara bir arada rastlanmaktadır. Genç kuşaklar, büyük ölçüde çağdaş giyime yönelmiştir. Erkeklerde, geleneksel giysiler hemen tüm
Son yıllarda özellikle, işlevsel beyin görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi ile artık matematiksel işlem yaparken ya da Mozart'ı dinlerken beynimizin hangi kısmının çalıştığını ayrıntılı olarak bilebiliyoruz. Her ne kadar bu teknikler insan bilincini/zihnini anlamada bize doğrudan bir yol açmıyorsa da, dolaylı yoldan birçok bilgiyi önümüze seriyorlar.
Bugünkü sinirbilim Zeitgeist'i Descartes döneminden çok farklıdır. Her ne kadar sözcükler ve düşünceler geçmişin düşüncelerinin kıyısından fazla uzaklaşamasa da artık farklı bir bilgi üretim çağındayız. Descartes dönemindeki sinirbilim bugünkü, astronomi ve astroloji arasındaki fark kadar gerideydi. Bugün, bilimsel sonuçlar, dinsel ön kabuller veya etki altında değil serbest olarak ortaya konulmaktadır. Öne sürülen bazı fikirlerin, açık ve serbest tartışma ortamında ömrü kısa olsa da, ardından yeni bir düşüncenin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bir bilimsel kabulün sahneden silinmesi ardından ise mutlaka yerinde daha iyisi geçmektedir.
Elinizdeki kitabın ilk baskısından (2004) bu yana klinik nörolojinin acil hastalıklara yaklaşımında çok köklü değişiklikler olmamasına karşın, kitabın yeni baskısı için birçok konuda köklü değişiklikler yapıldı. Hemen her konuya özellikle tablo ve görsel resimler eklendi. Özellikle beyin görüntülemelerine ve EMG görüntülerine ağırlık verilerek deneyim artırımı amaçlandı. Bu açıdan BT ve MRG görüntü zenginliği için destek veren Dr. Oğuzhan Obuz ve Serhat İğci'ye teşekkür ederim.
Acil nörolojik hastalıkların acilde ele alınması ve ardından hiç kesinti olmadan nörolojik yoğun bakım devreye girdiğinden, nörolojik yoğun bakım konularına da yer verildi. Bazı nörolojik hastalıklar için, nörolojik yoğun bakım acil serviste başladığından kaçınılmaz olarak yoğun bakım bilgileri de genişletildi. Buna ek olarak bazı konulara kanıta dayalı tıp (Evidence-Based Medicine) için kanıt dereceleri ve kısa istatistik bilgileri eklendi. Özellikle bunu inme konusunda ve baş ağrısı konusunda görebilirsiniz. Bundan sonraki yenilemelerde tüm konular kanıt tabanlı tıpa dayalı olarak ele alınacaktır.
Genel anlamda acil nörolojik hastalıklar için bir kaç konuya dikkat çekmek bazı yaklaşımları anlama açısından yarar sağlayacaktır. Örneğin, bazı tedavi uygulamaları konusunda çok merkezli çalışmalarda kısmen bir yarar sağlanmış olduğu gösterilse de bazı nörologların "bireysel tecrübeleri" ile bu tedavilerin yararı olmadığını öne sürerek uygulamadıklarına şahit olmaktayız. Bunlarda en göze batan ikisi subaraknoid kanamada kullanılan nimodipin ve akut iskemik inmelerde kullanılan doku plazminojen aktivatörünün etkinliği konusundaki şüphelerdir. Bazı hekimlerin "ben uzun süre hastamda kullandım yarar görmedim ve hatta daha kötü bile oldu" şeklindeki eleştirileri olmaktadır. Evet, kullanılan tedavi yöntemi bireysel olarak o hastaya "mucizevî" şekilde yarar sağlamamış olabilir. Ancak, tedavi uygulama gerekçesi, çok hastalı ve çok merkezli çalışmalardan çıkan olumlu sonuçlarla olmaktadır. Bireysel vakalarda bu yarar gözümüzden kaçabilir.
Diğer bir önemli konu, acilde görülen hastaya sadece bedensel sakatlık veya ölüm açısından değil, hastanın ruhsal yapısını da ele alacak şekilde değerlendirmek ve sonra bilgilendirmektir. Bu bilgilendirme olabildiğince benzetmelerle ve Türkçe olmalıdır. Hasta bilgilendirmesinde tıbbi terimlerle dolu bir anlatım emin olun sizi yüceltmez. Sadece, anlaşılmaz kılar.
Acil durumlarda, tanı ve tedavi konusunda karar vermede zor durumda kaldığınızda, "bu hasta benim yakınım olsaydı ne yol izlerdim?" diye kendinize sorarak (paniklemeden) daha olumlu bir sonuca ulaşabilirsiniz. Kararlarınızı (uygulama-tanı-tedavi) vermeden önce son bir kez eldeki verileri düşünüp, kararınızın doğruluğunu onaylayın ve ardından yapacağınız şey hakkında (lomber ponksiyon, trombolitik tedavi gibi) hastaya veya yakınına anlaşılır bir dille bilgi vererek uygulamaya geçin. Bu şekilde sorumluluğun hasta ve yakınlarıyla paylaşımı sonucunda, olası yaşayacağınız başarısız sonuçlardan ve hatalardan daha az yara alırsınız.
Uygulanmaya başlanacak olan Aile hekimliği sisteminde de, bu kitabın yeni şeklinin, nöroloji uzman, asistanlarına ek olarak aile hekimlerine yardımcı olacağını umuyorum. Eğer bu kitabın bir konusunu veya bütününü okuduysanız lütfen eleştirilerinizi sakınmadan gönderiniz.
Bu maddedeki veya maddenin bir bölümündeki bazı bilgilerin kaynağı belirtilmemiştir. Ayrıntılar için maddenin tartışma sayfasına lütfen bakınız. Maddeye uygun bir biçimde kaynak ekleyerek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz.
Bangladeş (Bengali: বাংলাদেশ ['baŋlad̪eʃ] Bangladesh), resmi olarak Bangladeş Halk Cumhuriyeti (Bengali: গণপ্রজাতন্ত্রী বাংলাদেশ Gônoprojatontri Bangladesh), Güney Asya'da bir ülkedir. Hindistan ile bütün sınırlarda Myanmar'ın küçük bir kısmı hariç sınırdır. Bangladeş in anlamı "Bengal'in ülkesi" olup resmi dili Bengali dir. Nüfusun %80'den fazlası Müslüman'dır. Geri kalan kısıımlar Hindu ve Budist'tir.
1971 senesine kadar Pakistan'ın "Doğu Pakistan" adlı eyaleti, daha önceleri de İngilizlerin Kıta Hindi'nde Bengal eyaleti idi. Kuzey-güney arası 625, doğu-batı arası 304 kilometredir.
Bangladeş, M.Ö. bölgede hüküm süren büyük devletlerin, M.S. 750-1200 arasında yerel Palas Hanedanların hakimiyeti altında kaldı. Onuncu asırdan itibaren Müslümanlar bölgeye hakim olmaya başladılar.
Bangladeş 12. asırdan 1757 yılına kadar Müslümanların idaresinde, 1757'den 1905 yılına kadar İngilizlerin hakimiyetinde kaldı. 1947 yılında da Müslüman kesimi "Doğu Pakistan" adıyla Pakistan'ın bir eyaleti oldu. 1969 yılına kadar Pakistan'ın eyaleti olarak kaldı. 28 Kasım l969'da meclis üyelerinin teşkili için yapılan seçim propagandaları esnasında Mucib-ür-Rahman ve onun "Avami Partisi" seçim propagandalarını Doğu Pakistan'a muhtariyet vereceği vadi üzerine kurmuştu. Aralık 1970'de yapılan seçimler neticesinde Avami Partisi 313 sandalyeden 167'sini aldı. 1 Mart 1971'de Millet Meclisinin teşkili ertelendi. Bu durum Doğu Pakistan'da meşru hakların ihlali sayıldı ve genel greve gidildi. Bunun üzerine ordu, grevcilerin üzerine gitti ve iç harp başladı. Bir kısım halk da Hindistan'a sığındı. Bu arada Hindistan-Pakistan Savaşı başladı.
1971 Aralık ayında savaş bittiğinde Hindistan, Doğu Pakistan'ın büyük bir bölümünü işgal etmişti. Hindistan burayı iki hafta kadar kontrol altında tuttu. 22 Aralık 1971'de Mucib-ür-Rahman'ın liderliğinde Bangladeş Müslüman Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra, Hindistan ülkeyi terk etti. Mucib-ür-Rahman ve Avami Partisi'nin iktidara gelmesiyle karışıklıklar dinmedi. 15 Ağustos 1975'te yapılan darbe ile Mucib-ür-Rahman ailesi ile birlikte öldürüldü. İdareyi Kandahar Mustak Ahmed ele aldı. 3 Kasım 1975'te Dakka garnizon komutanı Tuğgeneral Halid Müşerref, Mustak Ahmed'i devirdi. Ancak kendisi iktidarda sadece dört gün kalabildi.
7 Kasım 1975 tarihinde General Ziya-ür-Rahman bir darbe ile Halid Müşerref'i devirdi. Ziya-ür-Rahman zamanında ordu uzun müddet siyasetten uzak durdu. 1977 yılında yapılan seçimleri Ziya-ür-Rahman kazandı ve geçici olsa da, siyasi istikrar temin edildi. 30 Mayıs 1981 tarihinde bir grup subay ve askeri birlik başarısız bir darbe yaptılar. Ziya-ür-Rahman'a bağlı birlikler darbeyi bastırdılar. Ancak darbe esnasında Ziya-ür-Rahman öldürüldü. 15 Kasım 1981'de seçim yapıldı ve Milli Birlik Partisi lideri, öldürülen Ziya-ür-Rahman'ın yardımcısı Abdüssettar, oyların % 66'sını alarak devlet başkanı oldu. Ancak siyasi istikrar yine temin edilememiş ve kargaşa bitmemişti. Nihayet hükumet, Milli Güvenlik Kurulu kurulmasını kabul etti ise de, gerginlik durmadı. Sonunda Genel Kurmay Başkanı Muhammed Erşad, askeri bir darbe ile Abdüssettar'ı devirerek idareye el koydu. Askeri idare iki sene iş başında kalacağını ilan etti. 21 Mart 1985'te yapılan referandumda Erşad'ın devlet başkanlığında kalması onaylandı. Diktatörlük ve otoriter bir rejimle ülkeyi yönettiği söylenen Muhammed Erşad'ın geniş çaplı kitle gösterileri neticesi istifa etmesi üzerine 6 Aralık 1990 senesinde Şahabeddin Ahmed devlet başkanlığına vekaleten getirildi. 19 Eylül 1991 senesinde yapılan seçimleri kazanan (Ziya-ür-Rahman'ın dul eşi) Halide Ziya başbakan oldu.
Bangladeş daha ziyade Kıta Hindi'nin Ganj (Padna), Jamune (Brahma Putra) Nehrinin aşağı kolu ile Meghna gibi önemli nehirlerinin deltasında oluşan alüvyonlu ovalardan meydana gelir. Bu nehirler birleşerek Bengal Körfezinde bir delta içinde akarlar. Ovaların büyük bir kısmının denizden yüksekliği 9 metreyi geçmemektedir. Bu sebeple her yıl yağışlı mevsimlerde ırmakların kabarmasıyla ovalar seller altında kalırlar. Bu sel baskınlarının en büyüğü 1974 yılında olmuş ve ülkenin % 70'i sular altında kalmış, 2 bin insan ölüp, yüz binlerce insan evsiz, barksız ve aç kalmıştır. Jamuna Irmağının kolları olan Tistua ve Astrai ırmakları, ovanın kuzey bölümünden geçerler. Bu bölgede çok sayıda bataklık ve sazlık bulunmaktadır. 9300 kilometrekarelik bir yer kaplayan Barind Ovası, orta kesimde 6350 kilometrekarelik yer kaplayan Madhupur Platosu ve Meghna Irmağının doğusundaki Lalmai Tilas bölgeleri, alüvyonların meydana getirdiği başlıca plato alanlarıdır. Feni Irmağının güneyinde uzanan Chittagong bölgesi, tepeler, vadiler ve ormanlarla kaplıdır. Buraları ülkenin başlıca dağlık bölgesidir. Yüksekliği ortalama 600 metredir.
Genel olarak Muson iklimi görülür. Ükeye düşen yağış miktarı yüksek olup, metrekareye 1270-5080 mm arasında değişir. Nem oranı yüksekliği, bunaltıcı sıcaklara sebeb olmaktadır. Ocak ayında en yüksek sıcaklık 25-26 °C arasında değişmektedir. Yazın ise 30-35 °C'ye kadar ulaşır. Yıllık siklonlar ülkeye büyük zararlar vermekte, bilhassa sahil şehirlerinde büyük hasara sebep olmaktadır. 1970 yılındaki bir fırtınada 500 bin insan ölmüş ve yüz binlercesi de evsiz, barksız kalmıştır.
Bangladeş Ovasıormanlarla kaplı. Ekilecek alanları az olduğu için ormanların büyük bir kısmı yok edilmiş ve bugün sadece iki orman kalmıştır. Bunlardan birisi Madhupur olup, alüvyon platosudur ve 41400000 kilometrekarelik bir kısmı yapı malzemesi için elverişli ağaçlarla kaplıdır. İkinci orman ise güneydeki Sundarbans kıyı bölgesindeki ormanlardır. 59600000 kilometrekarelik bir alanı, bataklıklar arasındaki adacıklar ve Mangrov ormanlarıyla kaplıdır. Bu ormandaki ağaçlar kibrit ve kutu imalatına elverişlidir. Ayrıca Chittagong bölgesindeki sıradağlar tropikal ormanlarla kaplıdır. Buradaki ağaçlar, 100 metreye kadar uzunlukta olup, mobilyacılıkta ve kağıt sanayiinde kullanılır. Ormanlarda; çeviz, badem ve hurma vb. ağaçlar bulunur.
Ormanlarda kedi, köpek, kanarya, maymun gibi eyçil hayvanların yanısıra, her çeşit ev hayvanları, ayrıca benekli köpek, çeşitli türlerde böcek vardır. Nehirlerde de bol balık bulunur.
Bangladeş, dünyanın nüfus yoğunluğu bakımından en kalabalık ülkelerindendir. Nüfus yoğunluğu kilometrekareye 290-770 kişi arasında değişir. Yirminci asrın sonunda nüfusun iki misli artacağı tahmin edilmektedir. Nüfusun % 90'ı köylerde, % 10'u şehirlerde yaşar. En önemli şehri "Dakka", aynı zamanda başşehirdir. Güneydoğu sahilindeki Chitagony şehri, önemli bir limandır. Halkın % 88'i Müslümandır. Bangladeş'in resmi dili Bengal dilidir. Halkın çoğu bu dili konuşur. Ayrıca Urduca dili de yaygındır. Kuzey ve doğu dağlık bölgelerinde yaşayanlar da mahalli lisanları konuşurlar. Para birimi "Taka"dır. 11 idari bölge birer askeri vali tarafından yönetilir. Bir radyo ve televizyon istasyonu vardır. Erkekler "Lungi" denilen bir elbise, kadınlar "Burka" denilen baştan ayağa kadar vücudu örten bir elbise giyerler.
Dünyada okuma-yazma oranı en düşük ülkelerdendir. Halkın % 33.1'i okuma-yazma bilmektedir. Köylerinde ekseriya ilkokul bulunmamaktadır. Dakka, Rajshani ve Chittagong üniversiteleri, batı tarzı eğitim yapan üç büyük üniversitedir. Halkın kültür seviyesi ve ekonomik durum çok düşüktür. İngilizlerin kültürünün tesirleri devam etmektedir.
Ekonomi tarıma dayalıdır. Başlıca ürünleri, pirinç, önemli dayanıklı gıda maddeleri, Hind keneviri ve çaydır. Bu alanda Çin ve Hindistan'dan sonra dünya üçüncüsüdür. Diğer zirai bazı sebzeler ve şekerpancarı iç tüketim için yetiştirilir. 10 milyon hektarlık alanda ekim yapılır. Bu alanların % 80'inde pirinç üretilir.
Bangladeş'te başlıca sanayi Hintkeneviri üretimidir. Bu ülkede ileri sanayi tam kurulmamış, hatta bulunan madenler dahi tam olarak işlenememektedir. Ülkede Hintkeneviri (jüt) işleyen 20 fabrika vardır.
Başlıca ihracat ürünleri; Hintkeneviri ([jüt]), çay ve balıktır. Ancak ihracatı hiçbir zaman ithalatını karşılamamakta ve ithalat ile ihracat arasındaki açık, gün geçtikçe artmaktadır. Çok az da olsa dış yardımlarla ayakta durmaya çalışmaktadır.
BANGLADEŞ'İN İHRACAT ve İTHALAT KALEMLERİ HAKKINDA GENEL BİLGİ [değiştir]
Bangladeş coğrafi konumu itibarı ile, Güney Asya ve Uzak doğu ülkeleri arasında köprü konumundadır, Çin ve Hindistan gibi iki dev ülke arasında tampon bölgede yer almaktadır. Dünya nüfusunun %50 si bu bölgede barınmaktadır. Bu bölge dünya ülkeleri için büyük bir pazar durumundadır. Bangladeş'inde içinde bulunduğu bu bölgede her yıl ekonomik büyüme%10'nu aşmaktadır. Diğer taraftan Bangladeş ekonomisine şöyle bir göz atacak olursak 10 yıl içinde ekonomisinin büyüme hızı %7dir. Bu verilerden yola çıkarak Bangladeş ekonomisinde büyüme oranının %20 olacağı tahmin edilmektedir bunun sebebi ise genç dinamik ve kalifiye iş gücüne sahip olması. Bangladeş yaklaşık 147 milyonluk nüfusu ile büyük bir pazar olduğu gibi kalabalık nüfusu ile de ucuz işgücü sağlamaktadır. Bu yönü ile de emek yoğun üretim yapan yatırımcıların gözdesi durumundadır. Bangladeş'in 2005-2006 yılı toplam ihracatı 10,8 milyar dolardır. İhracatının büyük bir kısmını yaklaşık 8 milyar Dolarla tekstil oluşturmaktadır. Bangladeş birçok ülkeye ihracat yapmaktadır. Amerika dan Avrupa ülkelerine Avrupa ülkelerinden Kanada'ya kadar ihracatı vardır.
Bangladeş'in ihraç ettiği ürünler şu şekilde sıralanmaktadır:
BANGLADEŞ'TE YATIRIM İÇİN UYGUN SEKTÖRLER TEKSTİL VE TEKSTİL KİMYASALLARI [değiştir]
Tekstil sektörü yatırım için en önemli sektörlerin başında gelmektedir. Bangladeş ihracatının %74 nü tekstil ürünleri oluşturmaktadır. Tekstil Bangladeş ekonomisinin lokomotifi durumundadır. Bangladeş'in 2005-2006 toplam ihracat hacmi 10,8 milyar dolardır. Bunun %74 ünü yaklaşık 8 milyar dolarlık kısmını tekstil ürünleri oluşturmaktadır. Bu ülkede ihracat 2005-2006 yılında bir önceki yıla göre %25 artış göstermiştir. Bangladeş'te 2005-2006 yılı verilerine bakılacak olursa her iki günde bir tesis kurulmakta ve bu verilere bakarak tekstil sektörünün Bangladeş ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermektedir. Yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı Bangladeş'e dünyanın çeşitli ülkelerinden binlerce firma hazır giyim üretimi yaptırmak için gelmektedirler. Bangladeşli tekstilciler günden güne artan talebi karşılamak için kendi bünyelerinde kapasite artırımına gitmekte, bundan dolayı da yeni ve ileri teknoloji tekstil makinelerine ihtiyaç duymaktalar. Gerekli makine ve teçhizatı yurt içinde karşılayacak sanayi ve teknik donanıma sahip olmayan Bangladeş dışardan makine ve teçhizatı ithal etmektedir. İthalatının %22lik kısmını da makine ve teçhizat oluşturmaktadır. Bu yönü ile de Bangladeş özellikle tekstil makine ve teçhizatı üreten firmalar için iyi bir pazar durumundadır.
Bangladeş yurtdışından genellikle dokuma makinesi, dikiş makinesi, kurutma ünitesi, yıkama ünitesi, boyama ünitesi ithal etmekte,bu yönü ile de Bangladeş tekstil makineleri ve tekstil yıkaması ve boyamasında kullanılacak boyama ve yıkama kimyasalları için de büyük bir pazar durumundadır.
Özellikle tekstil sektörü için aşağıdaki kimyasallar çok önemlidir:
NOT: Bu ülkelerin hepsi sanayileşip zengin olmuş, gelişmiş ülkelerdir. Bunlardan dördü G8'in gözlemci üyeleridir. Türkiye sadece G8 ve D8'in değil, AB ve İUT (İngiliz Uluslar Topluluğu)'nun da gözlemci üyesidir. ABD diğer İUT gözlemci üyesidir.
Bangladeş'in yıllık ham deri üretim miktarı yaklaşık 20 milyon metrekare olarak hesaplanmakta olup her sene belirli bir artış kaydetmektedir. Bangladeş'te hayvanların çoğu doğal beslendiği ve yapay olarak şişirilmediği için elde edilen derinin yüksek kalitede olduğu dünyaca bilinmektedir. Deri işleme, deri tekstil, deri ayakkabı sektörü el emeği gerektirdiği için ucuz iş gücünden istifade edilip karlı atölyeler kurulabilir. Diğer taraftan Bangladeş'te deri üretiminde kullanılan deri işleme kimyasallarının tamamı dışardan ithal edilmekte olup deri kimyasalları üreten firmalar için büyük bir pazar durumundadır ve Bangladeş'in ihracatının ortalama %2.6 sini deri ve ürünleri oluşturmaktadır.
800 kilometre ile Dünyanın en uzun kıyısına sahip olan Bangladeş'te, Bengal körfezi ve sayısız nehir ve yerel olarak yapılan balık çiftliklerinde üretilen balık ve su ürünlerini işleyecek tesislere ihtiyaç duyulmaktadır. Balık, Bangladeş'in en önemli ihraç ürünlerinden biridir. Yeterince altyapı ve işleme tesisleri olmamasına rağmen, yıllık ihracatı 500 milyon dolardır. Balık konservesi henüz iç piyasaya girmiş değildir. Marketlerde satılanlar yurtdışından ithal edilen balık konservesidir, Bangladeş'in ihracatının %4.6 sini dondurulmuş gıda, su ürünleri oluşturmaktadır.
Ayrıca Bangladeş'te üretimi için bütün şartlar mevcut olan sucuk, sosis, pastırma ve salam gibi hazır ve dondurulmuş gıda ürünlerinin, üretimi de düşünülebilir. Bangladeş'te büyük baş hayvanlar çok ucuz olup, buna bir işgücünün ucuzluğunu eklediğinizde yukarıdaki gıda maddelerinin üretiminin Bangladeş'te ne kadar karlı olacağını siz düşünün.
Gelişmiş ülkelerde seramik maliyetinin gittikçe artmasının seramik yatırımcısını farklı arayışlara sevk ettiği bilinmektedir. Yoğun insan gücü ve doğalgaz kullanıldığı için, çok uluslu (Noritake, WedgeWood, Lenox) şirketlerinin yüksek teknoloji yatırımı yapmalarına rağmen maliyetleri düşürme konusunda başarılı olamadıkları bilinmektedir.
Bangladeş'in zengin ve ucuz doğalgaz kaynağı ve ucuz insan gücünün bolluğu, bu sektörü yatırımcı için cazip hale getirmiş olup birçok firma fabrikasını kurmaktadır.
BANGLADEŞ'TE YATIRIMI CAZİP HALE GETİREN ETKENLER [değiştir]
147milyon nüfusu ile dinamik bir iç Pazar olması.
Ayrıca konumu itibari ile de Çin ve Hindistan pazarına oranla daha avantajlıdır.
Kalifiye ve ucuz iş gücüne sahiptir, ortalama işçi aylık ücreti; bütün masraflar dahil 50$dır.
Devlet, yabancı yatırımcıya teşvik ve vergi muafiyeti uygulamakta; yatırımcı 10 sene gibi uzun bir süre vergiden muaf tutulmaktadır.
Enerji ucuz olup ülkede çıkarılan doğalgaz ve üretilen elektrik fiyatı dünya fiyatlarının çok altındadır. Doğal gazın 1 litre=11.33taka=0.165$; Fabrika için kullanım miktarına göre çektiği güç 1KW:5 tk=0.072$ ile 8.5 taka=0.124$ arasında değişmektedir.
Yabancı dil olarak İngilizce yaygın biçimde kullanılmaktadır.
Yabancı yatırımcılar kazançlarını her an ülke dışına transfer edebilmektedirler.
Türkiye ve Türklere karşı, tarihten gelen sempati ve ilgi olması, kültürel olarak iki ülke kültürlerinin birbirlerine yakınlığı da, Bangladeş'te yatırımı cazip hale getiren bir başka etkendir.
Eski Müze adıyla anılan müzede, Çukurova köylerine ve Toroslar da yaşayan Yörüklere ait oldukça zengin eşyalar bulunmaktadır. İl merkezinde, Kuruköprü mevkiindeki 1845 yılında yapılmış ve terkedilmiş kilise binası 1924 yılından sonra müze olarak düzenlenmiştir. 1972 yılında eserlerin yeni müze binasına taşınmasının ardından kilise restore edilmiş, 1983 yılında ise Etnografya Müzesi'ne dönüştürülmüştür.
Taş Eserler Bahçede kûfi, sülüs ve nesih hatla yazılmış kitabe ve mezar taşları teşhir edilmektedir. Güney ve kuzey kısımda sade, sikke başlıklı, mecidiye tipi, kavuklu, fes ve barok başlıklı, 17. yy.'dan kalma Osmanlı kadın ve erkek mezar taşları yer almaktadır. Bunlar arasında yörenin ileri gelenlerinden Adana Valisi Süleyman Paşazade Ahmet Paşa, Karaisalı Kaymakamı Hasan Fevzi Bey, Adana Askeri Alaybeyi Miratizade İbrahim
Bey, Adana Defterdarı Sofyalı Mustafa Bey, Orman Başmüfettişi Akif Efendi'ninkiler de vardır.Batı kısmında Türk-İslâm eserlerine ait kitabeler sergilenmektedir. Bunlar arasında Misis hanı, Adana Vilayet konağı, Bahripaşa çeşmesi, Taşköprü ve Misis köprüsü tamir kitabeleriyle Osmanlı devlet arması da bulunmaktadır. Etnografik Eserler 1 Nolu vitrin: Ham deri çarık, zemzem takımı, bakır kahve ibriği, ahşap kahve değirmenleri, mangal, hedik, ellik, körük, kirkit, keserler, gelin takunyası, güneş ölçme aleti. 2 Nolu vitrin: Ney, kaval, aşiret zurnaları. 3 Nolu vitrin: Altın küpe, kolye ve bilezikler. 4 Nolu vitrin: Gümüş kemerler ve kemer tokaları. 5 Nolu vitrin: Gümüş hamaylı kolyeler ve tesbihler. 6 Nolu vitrin: Gümüş halhal, yüzük, tepelik ve bilezik, ağızlık, sürmedan, köstekli saat. 7 Nolu vitrin: Yaylı kabak kemane, yaylı tanbur, kemençe. 8 Nolu duvar vitrini: Kılıç ve kalkan. 9 Nolu vitrin: Cepken, sırma işlemeli kadın giysisi, manken üzerinde simle dokunmuş kadın kıyafeti. 10 Nolu vitrin: Manken üzerinde iki adet bindallı ve cepken. Istar Bölümü El dokuma tezgâhları, ıstar, mekik, kirkit, yay, ılkıdır, kirmen, çıkrık ve duvarda kilim örnekleri yer almaktadır.
Yörük Çadırı Kurulmuş halde kara kıl çadır, içinde çeyiz çuvalları, yerde keçeler, kilimler, duvar yastıkları, fener, keklik kafesi, hızman, tüfek ve barutluk. Çadırın önünde deri çarık ayakkabı, ağaç su kabı, dibek, yayık, haviye ve kaşıklık. Çadırın sol tarafında deri yayık başında Türkmen kızı, el değirmeni, duvarda eli belinde koç boynuzu motifli kilim yer almaktadır.
Şark Odası Ortada bir mangal ve giyinmiş kuşanmış Türkmen kızı mankeni bulunmaktadır. Duvarda ise geyik derisi ve yazılı bakır tepsi vardır. 1-2-3 Nolu vitrin: Taş baskılı ve tezhipli Kuranıkerimler ve Güzler. 4 Nolu vitrin: Kılıç, kama ve hançer örnekleri. 5 Nolu vitrin: Barutlu dolma tüfekler ve barutluklar. 6 Nolu vitrin: Çakmaklı tabancalar. 7 Nolu duvar vitrini: Kılıç ve kalkan. 8 Nolu vitrin: Sırma ve sim işlemeli peşkir ve para keseleri. 9 Nolu vitrin: Aşiret kadınının genel giysileri. Panolar Toroslarda yaşayan aşiretlerin el dokuma, cicim, zili, sumak, ilikli, düz dokuma kilim örnekleri, halı, heybe, seccade, yastık örnekleri teşhir edilmektedir. Ayrıca keçe seccade ve çeyiz çuvalı vardır.
D-400 karayolu üzerinde Adana merkezindedir.Hitit, Roma ve Erken Bizans Dönemi eserleri mevcuttur. Adana'nın ve bütün Çukurova'nın tarihi eserlerinin sergilendiği Müze, Cumhuriyetin ilanından hemen sonra 1924 yılında kurulmuştur. Bu nedenle Türkiye'nin en eski on müzesinden birisidir. İlk olarak çevredeki sütun, sütun başlıkları ve lahitlerin Polis Dairesinde toplanmasıyla kurulan Müze, Adana'lı Alyanakzade Halil Kamil Bey'in müdür olarak atanması ve başarılı
çalışmaları sonunda, 1928'de Taşköprü'nün başındaki şimdi yıkılmış olan Cafer Paşa Camii'nin Medresesi'nde ziyarete açılmıştır. 1950 yılında, Kuruköprü'de şimdiki Etnografya Müzesi'ne taşınmıştır. Özellikle Tarsus/Gözlükule (1934), Mersin/Yumuktepe (1936), Ceyhan/Sirkeli (1938) ve Yüreğir/Misis (1958) höyüğü kazılarında bulunan, Çukurova'nın ilk çağlarına ait seçkin eserler müzede toplanmıştır. Müzenin etnografik eser açısından zenginleşmesine Müze Müdürü Ali Rıza Yalman'ın (Yalkın) büyük katkıları olmuştur. Müze 5 Ocak 1972 yılında şimdiki binasına taşınmıştır.
Bahçe Müze girişinde Hitit dönemine ait Kapı Arslanı Silifke/Taşucu'ndan ve Uzuncaburç'tan getirilen iki adet Augustus heykeli ile zengin çelenkli lahitler, küpler, mancınık gülleri, yazıtlar, sunaklar ve çeşitli mimari parçalar sergilenmektedir. Giriş Kat Taş eserler salonudur. Buradaki Troya savaşlarını yüksek kabartma biçiminde betimleyen mermer lahit
Tarsus'tan getirilmiştir. "Akhilleus Lahti" adıyla bilinmektedir. Ayrıca Seyhan Baraj gölünde kalan Augusta antik kentinden getirilen Medusalı Lahit ile Karataş/Magarsus antik kentinden getirilen insan boyutundaki bronz Karataş heykeli bu salonun en çok ilgi gören eserlerindendir.
Kronolojik Eserler Salonu İlk çağlardan Osmanlı dönemine kadar Çukurova'da kurulan uygarlıklara ait eserleri kapsamaktadır. Sergilen eserler arasında; adak eşyaları, kap, kandil, tanrı, tanrıça, insan ve hayvan figürleri de bulunmaktadır. Adana/Tepebağ'da bulunan "Lir Çalan Orpheus Mozaği" de bu salondadır.
Bölgesel Eserler Salonu Adana Müzesi'ne ait olup kazılar ve satın alma yoluyla gelen eserler sergilenmektedir. Zengin formlu cam örnekler, Selçuklu çinileri ve çeşitli uygarlıklara ait mühürler de bu salonda yer almaktadır. Sikke, Mühür ve Mücevher Eserler Salonu İlk defa paranın görüldüğü Lidya dönemiyle bundan sonraki çeşitli dönemlere ait sikkeler, takılar ve Adana'nın ilçelerinde bulunan defineler bu salonda sergilenmektedir. Hitit İmparatorluk dönemine ait "Dağ Kristali Heykelciliği" çok ilgi görmektedir.
Din Kavramı Din Kavramı çeşitli Yazarlar,alimler Ve Düşünürler Tarafından Farklı Yorumlanır. Dini Duygu Insanları Birbirine Bağlayan Kan Bağı ,ırk Vatan Bağlarından Daha Kuvvetlidir. Toplulukların Dini Inanışları O Toplumun Gelişmesinde Ya Da Helak Olmasında Da Etkilidir. (1)
Arabistanın Dini Durumu
Arabistan Asya ,avrupa Kıtalarının Birleştiği Ve Hind ,iran ,bizans ,mısır Ticaret Kervanlarının Daime Gelip Gittiği Merkezi Bir Yerdir. Bu Yüzden Etraf Memleketlerinin Kültür, Ahlak Ve Adetlerinden Istifade Etmiştir. Bu Bölgedeki Dini Hayatı Ele Alırken Toplumun Pek çok Dinin Etkisinde Kaldığı Görülür. Iran Ve Bizans Devletlerinden çıkan Din Kavgalarından Uzaklaşmak Için Arabistan’ın Sığınak Olarak Görülmesi Buralara Yerleşmelerin Fazla Olmasına Dini Fikirleri Halka Aşılamasına Sebep Oldu. Araplar Farklı Yerlere Yaptıkları Ticari Seyahatların Sonucunda Oradaki Halkın çeşitli Dini Inançlarını Görmekte Ve Etkilenmekteydiler. Arap Dünyasını Dini Yönden Iki şekilde Inceleyebiliriz. Semavi Ve Batıl Diller …semavi Dinler Allah Tarafından Peygamber Aracılığıyla Insanları Doğru Yola Iletmeyi Amaçlayan Dinler . Batıl Dinler Ise Insanlar Tarafından Uydurulan , Bir Peygambere Yada Herhangi Bir Kitaba Dayanmayan Dinler Olarak Bilinir. Arabistan’daki Maddi Ve Ruhi Karışıklıklar Insanları çeşitli Dinlere Mensup Olmaya Sevk Etti.bunun Neticesinde Hristiyanlık Gassan , Huzza Kabileleri Ile Lahmiler Arasında , Yahudilik Kinane ,hicr, Kinde , Medine Civarındaki Kabileler Arasında Yayıldı. Bu Kabile Mensuplarından Bir Kısmı Yıldızlara Tapardı. Iran Hudutlarında Zerduşluk Dini Yaygındı. öyle Ki Bu Dine Mensup Olanlar Başka Bir Kabileden Biri Ile Evlenemezlerdi. Arabistan’da Hıristiyan, Mecusi,zerdüşt Dinine Mensup Olmayanlarda Vardı. Bu Kişilere Hanif Denirdi. Hz. Ibrahimin Dinine Mensup Olanlardı. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamberliğinden önceki Döneme Bütün Dünya Cehalet Ve Sapıklığın Karanlığında Bocalarken Arabistan’ın Durumu Da Pek Iç Açıcı Değildi. Burada Karanlık Biraz Daha Fazla Cehalet Ve Delalet Biraz Daha Köklüydü. O çağın ölçülerine Göre Arabistan En Geri Kalmış , En Az Gelişmiş Bir ülke Durumundaydı. Bu Dönemlerde Putperestlik , Ruhlara Tapma , Yıldızlara Tapma Kısacası Tek Allah’a Inanmanın Dışında Ne Kadar çok Inanç Ve Ibadet şekli Varsa Hepsi O çağ Insanlarında Vardı. Arabistan’da Putperestliğin Tesisi Huzaalıların Mekke şehrine Hakim Olmaları Ile Başlar. Arabistan’a Ilk Put Rabia Bin Harisi Adında Birinin Suriye’den Taştan Yapılmış Bir Put Getirip Kabe’ye Koymasıyla Girmiştir. Kabe’ye Konulan Putun Hubel Adındaki Bir Put Olduğu Zannedilir. Ilk Putun Kabe’ye Konulmasıyla Kabe’yi Ziyarete Gelen Civar Arap Kabileleri Bu Puta Benzer Putlar Yapmışlardır. Buna Rağmen Bir Kısım Araplar Allah’a Ve Onun Yerin Ve Göğün Yaratıcısı Oldu, Meleklerin Allah’ın Kızları Olduklarına Inanıyorlardı. Diğer Bir Kısım Yalnız Tabiata Inanıp Tabiat Kanunlarından Başka Bir şey Olmadığını Ileri Sürüyorlardı. Araplarda Her Kabilenin Kendine Ait Putları Vardı. Ayrıca Her şahsa Aitte Hususi Putlarda Bulunurdu. Dini Ayinlerin Esasını Sadece Kurban Tescil Ederdi. Bununla Tanrıları Ile Ona Tapanlar Arasında Bir Kan Akrabalığının Tesis Edildiğine Inanılırdı. Arap